Başöğretmen

0
39

Atatürk, sadece halka “yeni harfleri” öğrettiği için değil, halka bağımsızlığı, özgürlüğü, milli egemenliği, demokrasiyi anlattığı için; sanayide, tarımda, ekonomide, eğitimde, kültürde, siyasal katılımda, hatta giyinişte ve görünüşte halka örnek bir öğretici olduğu için başöğretmendir.

Dün “24 Kasım Öğretmenler Günü”ydü. Tüm öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü’nü yürekten kutlarken “Başöğretmen”i unutmak olmazdı. İşte bugün  “Başöğretmen”i anlatacağım. Daha doğrusu “başkomutanlıktan başöğretmenliğe” Mustafa Kemal Atatürk’ü anlatacağım.

BAŞ OLMA ARZUSU

Atatürk, “baş olma” arzusuna sahipti. Doğuştan gelen dehası, açık zihni, okuma, öğrenme tutkusu, akılcı ve stratejik hareket biçimi, zaman ve insan yönetme becerisi, kendini ve içinden çıktığı toplumu çok iyi tanıması, özgürlük ve bağımsızlık aşkı, katıksız vatan ve millet sevgisi, insanları etkileme gücü, akıllı cesareti, doğru karar verip harekete geçme yeteneği ve inisiyatif alabilme becerisi “baş” olmasını sağladı.

Atatürk, çok genç yaşlarından itibaren bir gün “baş” olacağına inanıyorduÖrneğin Falih Rıfkı Atay’ın anlattığına göre gençlik yıllarında Selanik’te arkadaşlarıyla bir buluşmasında gelecekte arkadaşlarına vereceği görevleri sıralıyor. Bu sırada arkadaşı Nuri Conker’e de “Seni başvekil yapacağım!” diyor. Nuri Conker, “Beni başvekil yapmak için sen ne olacaksın?” diye sorunca Atatürk, “Bir adamı başvekil yapabilecek olan adam olacağım!” yanıtını veriyor.

Atatürk, 1914’te Sofya’dan arkadaşı Mm. Corinne’e yazdığı bir mektupta da aynen şöyle diyor: “Benim ihtiraslarım var, hem de pek büyükleri, fakat bu ihtiraslar yüksek makamlarda bulunmak veya büyük paralar elde etmek gibi maddi emellerin doyumuyla ilgili değil. Ben bu ihtiraslarımın gerçekleşmesini vatanıma büyük faydaları dokunacak, bana da gerektiği gibi yapılmış bir görevin canlı iç rahatlığını verecek büyük bir fikrin başarısında arıyorum. Bütün yaşamımın ilkesi bu olmuştur. Ona çok genç yaşımda sahip oldum ve son nefesime kadar da onu koruyacağım.”

Atatürk, şahsi çıkar için değil, emperyalizminsarayın ve geri kalmışlığın baskısı altında ezilip çözülüp dağılan vatanı, milleti kurtarmak için “baş olmak” istiyordu.

Başkomutan

Atatürk “başöğretmen” olmadan önce “başkomutan” oldu.

Atatürk’ün başkomutanlık yürüyüşü 1915’te Çanakkale Kara Savaşları sırasında başladı. Atatürk’ün Çanakkale’de; Arıburnu’nda, Anafartalar’da, Conkbayırı‘nda gösterdiği “kurtarıcı etki”, onun önce Milli Mücadele’nin “doğal lideri” olmasını, sonra Erzurum ve Sivas kongrelerinin ve Ankara’da açılan TBMM’nin “başkanı” olmasını, sonra da TBMM ordularının “başkomutanı” olmasını sağladı. (5 Ağustos 1921).

Başkomutan Atatürk, Türk milletine her şeyden önce “bağımsızlığın” ve “milli egemenliğin” önemini –Sakarya ve Büyük Taarruz zaferleriyle- hem de uygulamalı olarak anlattı.

Başkomutan Atatürk’ün önderliğinde Türk milleti, emperyalizme karşı “tam bağımsızlık”, saraya, sultana karşı “milli egemenlik” savaşlarını kazandı.

İşte bu iki yönlü savaşın sonunda Türkiye Cumhuriyeti kuruldu.

Cumhurbaşkanı başöğretmen

AtatürkMilli Mücadele sonrasında da Türk milletine “baş” olmaya devam etti. 1921’de “başkomutan” olduktan sonra 1923’te “cumhurbaşkanı” oldu. O artık cumhurbaşkanı başöğretmendi. Öyle ki bir ferdi olmaktan büyük bir gurur duyduğu Türk milletine her şeyi bizzat öğretmek isteyen bir başöğretmen

Atatürk’ün başöğretmenliği “akıl” ve “bilim” temelliydi. Başöğretmen Atatürk, her yönüyle “medeni” bir toplum yaratmak istedi. Bu nedenle sürekli “çağdaş medeniyete” vurgu yaptı. Örneğin 1925’te halka şöyle seslendi: “Biz her bakımdan medeni insan olmalıyız. Çok acılar gördük. Bunun sebebi dünyanın vaziyetini anlamadığımız içindir. Fikrimiz, zihniyetimiz medeni olacaktır. Şekillerimiz, kıyafetlerimiz tepeden tırnağa medeni olacaktır. Şunun bunun sözüne önem vermeyeceğiz, medeni olacağız. Bununla iftihar edeceğiz…”

Başöğretmen Atatürk, çağdaş medeniyeti, adeta kendi şahsında örneklendirerek halka anlattı. Cumhurbaşkanı Atatürk, halka her bakımdan örnek bir başöğretmendi.

Şöyle ki, Cumhuriyet kurulurken nüfusun yüzde 85’i köylerde yaşıyordu. İnsanların büyük bölümü çiftçilikle geçiniyordu. Bu nedenle Atatürk, örnek çiftlikler kurup örnek çiftçilik yaptı. Yerli milli bankalara, yerli milli sermayeye ihtiyaç vardı. Bu nedenle Atatürk, örnek banka kurup (İş Bankası) örnek bankacılık yaptı, hatta örnek fabrikalar kurup işletti. Bütün bu yatırımları kişisel kazanç için yapmadığını, buralardan elde ettiği gelirlerin tek kuruşuna bile dokunmadan bütün bu yatırımları ve tüm gelirlerini millete bırakmasından anlıyoruz. Para yoktu. Tasarrufa ihtiyaç vardı. Bu nedenle Atatürk, halka tasarrufu öğretmek için İktisat ve Tasarruf Cemiyeti’ni kurdu. Halka kooperatifçiliği öğretmek için de 36 çiftçi ile beraber bir Tarım Kredi Kooperatifi kurdu. Okuma yazma bilmeyen cahil bırakılmış halka okuma-yazma, temel bilgiler ve uygar yaşamın tüm gereklerini öğretmek için Millet MektepleriHalkevleri, Halkodaları, Köy Eğitmen Kursları, Köy İlkokulları kurdu. Yüz yıllar içinde Türk tarihi ve Türk dili adeta unutulmaya terk edilmişti. Bu nedenle Atatürk, bir tarihçi olmamasına karşın, tarih ve dil tezleri geliştirdi. Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi‘ni açtı. Türk Tarih Kurumu’nu ve Türk Dil Kurumu’nu kurdu. Tarih kurultayları düzenletti. Böylece Türk milletine tarihini öğretti. Atatürk, Türkçeyi de kurtarmak istedi. Unutulmaya yüz tutmuş Türkçe sözcükleri derletti, toparlattı. Bizzat Türkçe sözcükler türetti. Oturdu, geometri ve matematik terimlerini Türkçeleştirdi. Bunun için bir “Geometri Kitabı” yazdı. Atatürk, halkı “demokrasiye” hazırlamak için bir siyasal parti (CHP) kurdu. Kadınlara sosyal haklar yanında siyasal haklar verdi. Çok partili düzen denemesi yapmak için ikinci bir siyasi parti daha (SCF) kurdu. Halka demokrasiyi, özgürlükleri, laikliği, ulus olmayı anlatmak için “Vatandaş İçin Medeni Bilgiler” adlı bir kitap yazdı. Atatürk’ün bu öncü çalışmaları sonunda Cumhuriyetin ilanından 27 yıl sonra, 1950’de demokrasiye geçildi. Çok daha önemlisi Atatürk, halka, din ve devlet işlerini birbirinden ayırmayı, laikliği öğretti. Hem dinlere saygıyı hem de irticaya göz açtırmamayı anlattı. Atatürk, halka her şeyi öğretmek istediği gibi şık, temiz ve güzel giyinmeyi de öğretmek istedi. Bunun için Kılık Kıyafet Devrimi yaptı. Hep uygar, şık ve güzel giyinerek bu konuda da halka örnek bir öğretici oldu. Hatta örnek bir evlilik yaptı. Eşi Latife Hanım’ın Türk kadınlarına rol-model olmasını istedi.

Cumhurbaşkanı Atatürk sadece Türkiye için değil dünya için de bir başöğretmendi. Birçok ülkeyle dostluk ve kardeşlik antlaşmaları yaptı. Barış paktları kurdu, barış kuşakları oluşturdu. “Yurtta barış, dünyada barış” için mücadele etti. Savaşların yıkımına tanık olmuş bir asker-devlet adamı olarak tüm dünyaya “barışın önemini” anlattı, barışseverliği öğretmek istedi.

Özetle Atatürk, sadece halka “yeni harfleri” öğrettiği için değilhalka bağımsızlığı, özgürlüğü, milli egemenliği, demokrasiyi anlattığı için; sanayide, tarımda, ekonomide, eğitimde, kültürde, siyasal katılımda, hatta giyinişte ve görünüşte halka örnek bir öğretici olduğu için başöğretmendir.

Yeni harfleri öğreten başöğretmen

Sinan Meydan-Köroğlu ile ilgili görsel sonucu

1 Kasım 1928’de 1353 Sayılı “Yeni Türk Harflerinin Kabulü ve Uygulanması Hakkında Kanun” çıkarıldı. Bu kanun, 1 Ocak 1929‘dan itibaren uygulandı.

Atatürk, Harf Devrimi öncesinde bir Dil Encümeni kurdurup dünyadaki alfabeleri inceletti. Dolmabahçe Sarayı’nda sürdürülen çalışmaları yakından takip etti. Dil Encümeni‘nin hazırladığı “Elifba Raporu” doğrultusunda Türkçenin yapısına en uygun alfabe durumundaki Latin alfabesi -bazı düzenlemelerle- kabul edildi. Bu yeni harflere “Yeni Türk Harfleri”, yeni alfabeye de “Gazi Alfabesi” adı verildi.

Atatürk, 8-9 Ağustos 1928 gecesi İstanbul Sarayburnu’nda Harf Devrimi’ni halka açıkladı. Atatürk, orada yaptığı konuşmada halka şöyle seslendi: “Arkadaşlar güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz. Bizim güzel, ahenktar, zengin lisanımız yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. Asırlardan beri kafalarımızı, demir çerçeve içinde bulunduran, anlaşılmayan ve anlamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak ve bu lüzumu anlamak mecburiyetindeyiz…

Atatürk, bu yeni harfleri herkese öğretmek için gerçek bir başöğretmen olarak işe koyuldu.

Önce yeni harfleri devlet adamlarına, bakanlara, aydınlara öğretmek için Ağustos 1928’de Dolmabahçe Sarayı’nda kendi huzurunda “dil dersleri” çalışması başlattı.

Sonra halkın yeni harfleri kolayca öğrenebileceğini herkese göstermek için kara tahtasını yanına aldı ve bir yurt gezisine çıktı. Ağustos-Eylül 1928’de Tekirdağ, Bursa, Çanakkale, Eceabat, Gelibolu, Sinop, Samsun, Amasya, Turhal, Tokat, Sivas, Şarkışla ve Kayseri’ye giderek kara tahtasının başına geçti ve yeni Türk harflerini halka bizzat öğretti. Halkı alfabe sınavından geçirdi.

Başöğretmen Atatürk, bu yurt gezisinde yazım kurallarında bazı düzeltmeler ve değişikler yapmaya karar verdi. Sivas’tan başbakanlığa gönderdiği bir yazıyla yeni yazım kurallarını da bizzat belirledi.

Başöğretmen Atatürk, önce Harf Devrimi’ni yaptı, sonra yeni harfleri halka anlatmak için yollara düştü. Böylece devrimini bizzat halkın ayağına götüren, halka anlatan devrimci başöğretmen olarak tarihe geçti.

Harf Devrimi oldu okur-yazar oranı arttı

Atatürkyeni Türk harflerini halka öğretmek için Millet Mektepleri açtı. (Kuruluş kararnamesi 24 Kasım 1928’de kabul edildi). Millet Mektepleri, 15 ile 45 yaş arasındaki tüm yurttaşların devam zorunluluğu olan ve 4 aylık kurslar halinde düzenlendi.

Millet Mektepleri, 1 Ocak 1929’da öğretime başladı. 1929-1933 arasında ülke genelinde 54 bin 50 Millet Mektebi dersliği açıldı. Bunun 18 bin 589’u kentlerde, 35 bin 461′i köylerdeydi. 5 yıl içinde Millet Mektepleri’ne devam edenlerin sayısı 2.5 milyon kişiye yaklaştı. (Bilal Şimşir, Türk Yazı Devrimi, Ankara, 2008, s.242-245). 1929-1936 arasında Millet Mektepleri’nden toplam 2 milyon 545 bin 51 kişi diploma aldı. (Sami N. Özerdim, Yazı Devriminin Öyküsü, Ağustos, 1998, s.24-45) Bu sürede, hiç okuma yazma bilmeyen 458 bin köylü kadından 152 bin 968’ine Millet Mektepleri’nde okur-yazarlık belgesi verildi. (Şimşir, s.245).

1927 nüfus sayımına göre, Türkiye’nin nüfusu 13 milyon 648 bin 270’ti. Toplam nüfusun 7 yaş ve üstünde eski harflerle okur-yazar oranı yüzde 10.6 idi. (Teşrinievvel 1927 Umumi Nüfus Tahriri, Ankara 1929)1935 nüfus sayımına göre toplam nüfus 16 milyon 188 bin 767’ye, yeni harflerle toplam okur-yazar oranı ise yüzde 19.2’ye yükseldi.

Demem o ki, “Harf Devrimi oldu her şey sıfırlandı!” iddiası doğru değil. Resmi istatistiklere göre Harf Devrimi öncesinde yüzde 10 olan okur-yazar oranı, Harf Devrimi’nden sadece 7 yıl sonra neredeyse iki katına yükseldi.

Sinan MEYDAN

CEVAP VER