Akilah Azra Kohen; Fi

0
845

**”Doğruyu bilmek adına deneyimi feda etmek…Bilgi, korkak beyinlerde deneyimi öldüren bir zehir gibi yayılır, eğer sürekli bilgiye dayalı hareket etmeye önem verirsen asla özgürleşemezsin, özgürleşmezsen deneyimlemezsin, deneyimleyemezsen değişemezsin, değişemezsen asla senleşemezsin. Ama bilgi sürekli değişir ve ancak deneyim seni güncelleyebilir.”

**Her şey, herkes politik olarak birbirine bağlı ve borçluydu, herhangi bir basın kuruluşunda birinin hakkındaki çirkin bir şeyden bahsedecekseniz, o kişinin arkasının olmadığına emin olmak zorundaydınız. Ülkedeki basın, aynı uluslararası uyuşturucu ticareti yapan mafyaların yöntemiyle çalışmaktaydı, asıl uyuşturucu partisi iki üç kamyonla sessizce adrese ulaşırken çantalarında birkaç kilo uyuşturucu ile uçakla gönderilmek üzere seçilen iki kişi, gümrükten geçerken yakalanırlardı. Aynı, asıl olaylar karanlıkta olmaya devam ederken ortaya yem gibi atılmış garibanların hikayelerinin, skandallarının manşetleri süslemesi gibi, adalet bu ülkeyi çoktan terk etmişti.

**Tanrı, çatlama cesaretini gösteren her tohumda,
gördüğünün ötesini hissetmek için acıyı göze alan her ruhta,
deneme cesaretini gösteren her düşüncede var olur.
Korkusuzca ve doğallıkla kendini deneyimler.

**”Hayat kötü bir rüya olurdu, sadece pişmanlığı hatırlardım
İçtiğim su içimde kururdu ama ağırlığını taşırdım
Soluduğum hava kalbimi sıkardı, beni boğardı
Eğer ruhum parmaklarının ucunda bir nota olmasaydı
Notalarım olmasa beni anlatan
Nasıl söyleyebilirdim her şeyi, hiçbir şey demeden
Konuşmaya gerek yok benim dünyamda
Kelimelerim zaten yetersiz
Müziğim anlatsın sana

Sen kalbimin ritmisin
Damarlarımdan bedenime yayılan fikrimsin
Sen hissedebildiğim tek şeysin
Kelimeler bitince başlarsın
Hiçbir şey söylemeden her şeyi anlatırsın
Sessiz kelimelerin olmasa her şeyi anlatan
Hayat kötü bir rüya olurdu, uyanamadığım
İçtiğim su içimde kururdu, ağırlığını taşırdım
Soluduğum hava içimi sıkardı, beni boğardı
Eğer ruhum parmaklarının ucunda bir nota olmasaydı
Sana teşekkür ederim
Çünkü sen bana müziğimi verdin.

**Güzel bir kadının dikkatini, en iyi, başka bir güzel kadının ilgisi çekerdi. Güzel kadınlar alışık oldukları rakipsizlik duygusunu test etmekten zevk alırlardı. Bu durum bazen çok tehlikeli olabilirdi.

**”Siz neyi hissetmeye karar verirseniz, onu deneyimlersiniz. Evren içinizde var olan tüm
isteklere cevap vermek için dizayn edildi. Olayları akışına bırakmayın, sadece isteyin ama
neyi istediğinize dikkat edin çünkü yeterince isterseniz, mutlaka sizin olur.”

**Güven bir yanılgıdır Can, tıpkı izafi olan her şey gibi.

**Kötülüğe seyirci kalanlar kötülüğün bekçiliğini yaparlar.

**Kaynakları bu kadar zengin bir gezegende yaşayan 7,5 milyar insan açlıktan ölebileceklerine inandırılarak sürekli çalıştırılırken tohumların, hayvanların genetiğiyle oynanıyor ve insanın temel besin kaynağı kontrol altına alınıyordu. Su bile artık başkalarınındı, içebilmek için ödemeniz gerekiyordu. Artık dünyada, kuluçkaya yatmayan tavuklar, filiz vermeyen tohumlar ya da çekirdeksiz meyveler en lüks mağazalarda salaklara değerli olarak pazarlanmaktaydı.

**Para uğruna asıl olduğumuz kişiyi feda ediyoruz.Bizi sistemin parçası olmazsak açlıktan ölebileceğimize inandırıyorlar.

**”Bir şeye nasıl başladığınız değil ama nasıl bitirdiğiniz…. itibarınızı oluşturur.”

**İnsanı yüce bir varlığın yarattığına inanıyorum, kendini keşfetsin ve kendi eşsizliğinde yücelsin diye. Bizi kendi suretinde yaratan ulu bir varlık bu belki de. Ama toplum! Bu yaradılışı körelten, kısırlaştıran, gerçekte neyin önemli olduğunu unutturan, varoluşun anlamını sabote eden bir sahtelik, o kadar! Eşsizliğimizi prototipe dönüştürmek için kurulmuş bir düzen. Uzun lafın kısası, evin, araban, bir sürü çocuğun, bankada bir sürü paran oluyor belki ama kendi kimliğini keşfetmekten çok uzakta yitip gidiyorsun.

**Otobüsleri yoğunlukla kullanan insan kalabalıkları o kadar köleleştirilmişlerdi ki, durakta saatlerce beklemek onlar için artık yorucu işlerinden uzakta birazcık dinlenmek, hayal kurabilmek için kendilerine ayırdıkları zaman anlamına gelir olmuştu. Kimsenin beklemekle ilgili bir şikayeti yoktu bu ülkede. Rastgele duraklara gidip, şanslarına dua edip, otobüslerinin gelmesini bekleyen sürüler aynı zamanda bu ülkeyi yönetenleri de seçiyorlardı.

**-Kurallar koyup sınırlar çizip kendi varlığını korumak üzere geri kalan her şeyi yok etmeye hazır, korkusuz görünen ama aslında korkuyu su gibi içen, korkuyla beslenen bir avuç bakteriyiz biz…Toplum denilen şeyse insan denilen bakterinin iletişimde olmasını garantileyen bir sistem sadece.Tüketimi kolaylaştıran bir sistem. Üretmesen de var olabilmeni sağlayan şey. Kaçımız tükettiğimiz şeyleri üretebiliyoruz? Bir tohumun nasıl filizlendiğini bile bilmiyoruz. Sanki yasaklanmış bir bilgi bu. Yaşamdaki en önemli şey, beslenebilmen asla öğretilmiyor! İnsan toplumsal bir yaratıktır demek, insanın bir parazit olduğunu söylemektir. İnsan, toplumdan bağımsız bir birey olarak da çok güzel hayatta kalabilir, sadece akıllı ve planlı olsun ve üretsin.
-Nasıl olacak bu? Ormanda bireysel olarak yaşıyor olsaydık çocuk felci aşısını nasıl bulacaktık?
-Bulamayacaktınız çünkü doğanın natürel elemesine saygınız olacaktı.
-Ne yani çocuk felci olan çocukların, bu o kadar da güçlü değilmiş, deyip ölmelerine izin mi verecektik?
-Bizim hiçbir şeye izin vermeye falan yetkimiz yok. Yaratmak ya da engellemek için değil, deneyimlemek için burdayız. Eğer doğanın içinde, teknolojimizi doğallıkla birleştirebiliyor olsaydık belki de çocuk felci diye bir hastalık bile olmayacaktı. Günümüzde hastalıklar deforme edilmiş doğanın sonuçları ya da biyolojik olarak geliştirilmiş insan yapımı denemeler. Yani doğal değiller…
-Bu dediklerin sorumu cevaplamıyor ki…
-Doğa zayıfı koruyan bir sistemle değil, gelişmeye sonuç veren bir sistemle oluşturulmuş. Doğanın sistemi, gelişime kapalı olanın elenerek, ortamın gelişime açık olana hazırlanmasıyla işler. Üretmektir, verimliliktir temel amaç. Yani zayıf, defolu olan gider ve yerine sağlam, yardım olmadan yaşayabilen, üreyebilen gelir. Üretebilenin hayatta kalması temel esastır. Doğanın ölçüsü, para dediğimiz bir kağıt parçasının kimde olduğu değil, dünyanın daha verimli bir yer olmasına yardım edenlerin ve kendi yükünü taşıyabilen canlıların var olabilmesidir. Sen belki çocuk felcine çare bulup binlercesini “toplumun” sayesinde kurtarabiliyorsun ama yine aynı toplum tarafından feda edilen, hem de açlığa feda edilen, milyonlarcası için ne yapıyorsun…Senin medeniyetin, koruduğundan çok daha fazlasını göz göre göre telef eden küflenmiş bir sistemle çalışıyor! Kendin söylüyorsun, dakikada 10 çocuk öldürüyor bu toplum! Acımasız gelebilir ama belki de o çocuklar hiç doğmamalıydılar. Yaşam daima eliyor, eleyecek de! Ben sadece mantıklı, pragmatik elemeden yanayım.

**İçi boşaltılmış, gereksizleştirilmiş merakımız, kendimiz dışında her şeyin peşinden gitmeye hazırdı.

**Bazı savaşlar ulu orta savaşarak değil, yalnızca sabrederek kazanılabilir…

**”Savaşmak yerine anlasak, sakinleşsek. Habire geleceği ya da geçmişi düşünmeden, geleceğe yatırım için savaşıp geçmişin kayıpları için intikam naraları atmasak, sadece anı yaşasak… Cennet böle bi yer olmalı. Sadece o anın var olduğu bi yer ya da an.”

**Yaşamı anlamlı kılan bir ibadet, iyi yapılan bir işten başka ne olabilirdi ki?

**Etrafındakilerinin cüceliğini kendi devliği sanan salaklar her yerdeydi.

**”Doğruyu bilmek adına deneyimi feda etmek… Bilgi, korkak beyinlerde deneyimi öldüren bir zehir gibi yayılır, eğer sürekli bilgiye dayalı hareket etmeye önem verirsen asla özgürleşemezsin, özgürleşemezsen deneyimleyemezsin, deneyimleyemezsen değişemezsin, değişemezsen asla senleşemezsin. Ama bilgi sürekli değisir ve ancak deneyim seni güncelleyebilir.”

**”Sahip olmak için doğmadık biz! Büyümek, gelişmek, dönüşmek için burdayız.”

**Çocuklara başlarına gelebilecek değişik senaryoları ezberletirsen sadece
prototip yaratırsın, ben problemlerle değil potansiyelle ilgileniyorum. Potansiyeli iyi
donanmış birine davranış şekli aşılamaya çalışmana gerek yok, her anlamda kendisi çözümü yaratabilir. Elli sene önce yazılmış, hem de beceriksizce yazılmış kitaplardaki
fonksiyonelliğini yitirmiş bilgiyle kafalarını karıştırmaya gerek de yok. Ben onlara öğrenmeyi öğretiyorum ve neyi öğrenmek istediklerinin özgürlüğünü veriyorum. Onlara asla öğretmiyorum! Kimseye bir bok öğretemezsin, ezberletebilirsin, zorlayabilirsin ama öğretemezsin. Belki öğrenmeyi öğretebilirsin, bilgileri beyninde nasıl depolaması gerektiğini ama o kadar! Öğrenecekse kendisi öğrenir. Ne istiyorsa, ne zaman istiyorsa, ne kadarını bilmek istiyorsa sadece kendisi öğrenir!”

**………………bir zekayı takdir edebilmek için zeki olmak gerekir. Bazen karşındakinin zekası, aslında kendi zekanın aynasıdır… Tekrar konumuza dönersek, eğer biz burada beceriksizlerin yaptığı şeylerden bahsediyorsak ve buna sanat diyorsak ve sanat adı altında yapılan saçmalıklara savaş açıyorsak, o zaman iyi yapılmış sanata yazık değil mi? Onu kim koruyacak? Sen savaşçı doğmuşsun Özge Hanım, doğan bu,illa savaşacaksın. Bir savaşçıya verilecek iki iyi nasihat biliyorum eğer ilgilenirsen.” dedi……………………………
“Bir: Savaşlarını iyi seç çünkü içinde kaybolabilirsin. İyi bildiğin ve sevdiğin bir şeyin içinde kaybolmak, beceriksiz olduğun ve sıkıldığın bir şeyin içinde kaybolmaktan daha iyidir. İki: Savaşçı ruhun, amacını gölgelemesin. İyi savaşçılar savaşlarını
güçsüzlüklerinden değil, ne için savaştıklarını unutup savaşın kendisini amaç yaptıklarından kaybederler. Bi savaşa başladıysan nerde bitirmen gerektiğini en başından hesaplaman lazım.Zafer bazen, kazanmak için son darbeyi vurmamak olabilir. Zafer gibi gözüken şey ancak çok sonra farkına varabileceğin bir yenilginin başlangıcı olabilir…”

**”Ülke olarak bizim en büyük gücümüz kontrol edilemezliğimizdir, kontrol edilemediğimiz sürece kendi ruhumuzda özgür ama diğer devletler açısından tehlikeli oluruz. Bu ülkedeki her darbe, tehlikeli bir özgürlük duygusundan çıkmıştır.”

**Kadın olmak.Bir zekaya verilebilecek en eşsiz destek, büyük bir üstünlük. Bu üstünlük annelik içgüdüsü ya da anne olabilme zırvalıklarından dolayı değil, içindeki zehre, ondan panzehir yaratabilecek kadar sahip olmakla alakalı bir güç…

**Yetersizlik hissi insana tuhaf şeyler yaptıran hatta tuhaf şeyleri ihtiyaç olarak algılatabilen bir histi.

**İçimizdeki özgürlüğe dokunulduğunda tehlikeli oluruz.

Fi kitabından alıntılar

Akilah Azra Kohen