Ege’deki Adaları Abdülhamit yüzünden kaybettik

0
749

Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı yazdı

Kırmızı Kedi Yayınları bünyesinde yayımlanan Yeni Deniz Mecmuası’nın 4. sayısı çıktı.

(E) Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek, Yeni Deniz Mecmuası’nın yeni sayısı için “Denizci Türkiye’yi Düşünelim” başlıklı bir yazı kaleme alarak Türk donanma tarihinden örneklerle Türkiye’nin denizcilik serüvenini yazdı.

Yazısında Lozan tartışmalarına değinen Özden Örnek, Abdülhamit’in donanmayı Haliç’te çürümeye terk ettiğini hatırlatarak, “Ege’deki adaların büyük kısmını Lozan’da değil bu olayın sonucunda kaybettik. Bugünkü yöneticilerimiz arasında bu gerçeği öğrenmesi gerekenler olduğu açıktır” dedi.

İşte Oramiral Örnek’in yazısının ilgili bölümleri:

“Denize kıyısı olan bir ülkede yaşamak bir şanstır. Dünyada acaba kaç ülke bizler kadar şanslıdır?

Denizci miyiz? Bu sorunun yanıtı çoğumuzun moralini bozabilir. Büyük çoğunluğumuz için deniz yaz aylarında serinlemek için kullanabileceğimiz bir ortamdır. Bundan farklı düşünenler çok azdır. Balık yemeyi sevmediğimiz gibi büyük bir çoğunluğumuz da yaşamlarında ağızlarına balık koymamıştır.

 

İkinci komutanlık yaparken gemiye Güneydoğu Anadolu’dan gelen ve hayatında ilk kez deniz gören bir ere sormuştum: “Deniz neye benziyor?” Bana buğday tarlasına benzediğini söylemişti. “Neden benziyor?” dedim. “Rüzgâr esince deniz de aynen buğday tarlası gibi dalgalanıyor,” dedi. Yakın zamana kadar ulusumuzun büyük bir çoğunluğunun deniz bilgisi böyleydi.

Doğrudur, bir dönem Akdeniz’de gerek askeri denizcilik gerekse sivil denizcilik alanlarında bir numaraydık ama bu dönem 40 yıldan fazla sürmedi. Zirveden düşmeye başladık ve “gönüllü denizciliğimizin” yerini “bize izin verilen denizcilik” aldı. Üstelik denizcilik bilgisi olmayan padişahlar “kapitülasyon” denen kanser mikrobunu damarlarımıza zerk ederek denizciliğimizin süratle çökmesine yardımcı oldular. Aynen yukarıda verdiğim laiklik örneğinde olduğu gibi uzun seneler sonra kendimize geldiğimizde çok geçti.

Dahası var, hem de askeri denizcilikten…

Abdülhamit’e hayran olan bazı çevreler onun donanmayı geliştirdiğini söylerler. Bu iddia kısmen doğrudur ama padişah bunu inanarak değil korkudan yapmıştır. Esas yaptıklarına bir örnek verilmesi gerekirse:

1897 Türk Yunan Harbi sonrası Osmanlı askeri düşünce hayatında ilk kez yeni bir fikir ortaya atıldı: “Bahriyeyi kapatalım”. Karacı olan bu fikir esasında yaşanan bir olay sonucuna bakılarak ortaya atılmıştı.

II. Abdülhamit 1876 yılında Abdülaziz’in halli sırasında Dolmabahçe önüne gelen ve Hüseyin Avni Paşa’nın karargâh olarak kullandığı bahriyeyi hiçbir zaman unutamamış, ondan çok korkmuş ve sonra da bahriyeyi Haliç’e kapamış ve kendisi de bir daha Dolmabahçe sarayında kalmamıştır. Korku o kadar büyüktür ki 1877-1897 arasında uzun süreli izine çıkacak deniz subaylarının izinleri için bile padişahtan onay alındığı rivayet edilir.

1897 yılında Türk-Yunan gerginliği artmaya başlayıp harp kaçınılmaz olduğunda yapılan sefer planı gereğince bahriye Yunan kuvvetlerini Ege denizinden ve yandan vuracaktı. Bu nedenle 20 yıl sonra bahriye ilk kez seyre kalktı. Galata Köprüsü’nü geçtikten sonra kruvazörlerin ve diğer muharebe gemilerinin kazanları patlamaya, gemiler hareketten sakıt hale gelmeye başlar. Neyse Donanma Komutanı Hasan Rahmi Paşa’nın inisiyatifiyle seyre devam edilir ve Sarayburnu dönülüp Yeşilköy’e demirlenir. Onarımı müteakip zorla Çanakkale’ye varılır. Burada harbin başlaması beklenecektir. Harp öncesi donanma komutanı haklı olarak 20 yıldır herhangi bir atış yapmayan gemilere top atışı yaptırmayı düşünür ve Marmara adaları civarında bir top atışı tatbikatı yaparlar. Atış sonrası hemen hemen bütün gemiler harp edemeyecek şekilde arızalanırlar ve donanma komutanı durumu Bahriye Nazırı’na bildirir.

Harp ilan edildiğinde elde harp edebilecek sadece iki-üç gemi vardır. Dolayısıyla sefer planlarında değişiklik yapılır ve donanma harbe katılamaz. Kısacası 1897 Türk-Yunan Harbinin bahriyeyi ilgilendiren kısmı budur. Bahriyenin kapatılma fikri de bu olayların bir sonucudur. Neden-sonuç ilişkisi araştırılmadan ileri sürülmüş bir fikir. Bu fikrin benzerleriyle bu tarihten sonra çok karşılaştık. Eğer bu yaklaşım geçerli olsaydı 1699 yılından sonra bir tek zafer kazanamayıp sürekli mağlubiyet yaşamış Kara Kuvvetleri’ni kapamak gerekmez miydi? Herhalde 1897’nin etkisiyle olacak, İstiklal Savaşı’ndan sonraki dönemde de Atatürk olmasaydı bugün bahriyemiz olmazdı.

1897 Harbi ve Abdülhamit’in bahriyeyi hapsetmesinin etkileri o kadar büyük oldu ki Ege’deki adaların büyük kısmını Lozan’da değil bu olayın sonucunda kaybettik. Bugünkü yöneticilerimiz arasında bu gerçeği öğrenmesi gerekenler olduğu açıktır.

1897 Harbi’nden sonra -çok değil 20 yıl sonra- Mustafa Kemal Atatürk’ün mealen “Eğer güçlü bir donanmamız olsaydı Çanakkale olayını yaşamazdık” demesi de bütün olumsuz yaklaşımlar arasında en olumlu yaklaşımdır.”

Sinan Acıoğlu
Odatv.com

CEVAP VER