İdam sehpası

0
201

Mustafa Kemal Atatürk…
Önce CHP’yi sonra Cumhuriyet’i kurdu.
İdam fermanı çıkarıp becerememişlerdi.
Beş defa suikast düzenlediler.
Uyurken vurmayı denediler, otomobilinde vurmayı denediler, kaldığı oteli dinamitle havaya uçurmayı denediler, Meclis’te üzerine bomba atmayı denediler, biri de İzmir’deydi… Kemeraltı’da bombalı saldırı planlamışlardı, makam otomobili geçerken karşılıklı iki dükkandan el bombalarını fırlatacaklar, üstüne çapraz ateş açacaklar, yan sokakta bekleyen otomobile atlayıp Urla yönüne kaçacaklar, balıkçı motoruyla Sakız adasına geçeceklerdi. Beceremediler.

İsmet İnönü…
CHP’nin ikinci genel başkanıydı.
Suikast düzenlediler.
1964’te başbakanlık binasından çıkarken yakın mesafeden üç el ateş edildi. Mermiler makam otomobiline, İnönü’nün oturduğu tarafın kapısına saplandı. Tetikçi, Kayseri’de Sümerbank bez fabrikasında elektrik teknisyeni olarak çalışıyordu, kalbimden hastayım diyerek sekiz günlük rapor almış, güya tedavi için Ankara’ya gelmişti. Olay yerinde yakalandı, kendisine yardım eden dört kişi vardı. Bazı “sohbetler”den etkilenerek İsmet İnönü’yü öldürmeyi “kutsal bir görev” olarak gördüğünü söyledi, öylesine doldurulmuştu ki, İnönü’ye karşı hissettiği nefret, saplantısı haline gelmişti.
Milli mücadele kahramanı, gazi, İsmet İnönü neler görmüştü… Günlük programını bile bozmadı, “suikastten korkarsan, her duvarın dibinde gölge görürsün” dedi, şikayetçi bile olmaya gerek duymadı.
Tetikçi 20 yıl hapis cezası aldı, 1971’de Tunceli cezaevinden firar etti, belli ki birileri ısrarla kurtarmaya çalışıyordu, beş ay sonra yakalandı.

Bülent Ecevit…
CHP’nin üçüncü genel başkanıydı.
Yedi defa suikast düzenlediler.
Biri İzmir’deydi… Kıbrıs Fatihi, İzmir Çiğli Havalimanı’na inmişti, tek el ateş edildi, mermi Ecevit’i ıskaladı, Robert Kolej’den beri arkadaşı olan Mehmet İsvan’ın bacağına saplandı, yara ağır değildi ama, Mehmet İsvan komaya girdi, çünkü o mermi, Türkiye’de kullanılmayan, içinde kimyasal barındıran, görülmemiş bir mermiydi. Tabanca Amerikan malıydı, Türk emniyetine üç adet hibe edildiği ortaya çıktı, Amerikan tabanca firması çok mahçup (!) oldu, Mehmet İsvan’ı İsviçre’ye götürdüler, tedavi masraflarını üstlendiler.
Tetikçi, polisti…
Çiğli karakolunda görevliydi.
Yanlışlıkla ateş aldı filan denildi, güya soruşturma açıldı, tetiği çeken polis serbest bırakıldı, güya yargılama yapıldı, oradan tıkandı buradan tıkandı, üstü örtüldü.

12 Eylül darbesinde CHP kapatıldı.
Ecevit, Hamzakoy’a götürüldü.

Serbest kalınca, gazeteciliğe döndü.
Darbeciler yazı yazmasını yasakladılar, dinlemedi, Milli Güvenlik Konseyi’ne karşı gelmekten tutuklandı, Akit celladının idam sehpası önünden yayın yaptığı Ulucanlar cezaevi’ne tıkıldı.
Özellikle yılbaşı öncesinde tutuklanmıştı, yılbaşını hapiste geçirmesinden özel zevk alıyorlardı, iki ay yatırıldı, çıktı.
Darbeciler bu defa hem yazı yazmasını, hem konuşmasını yasakladılar, bu yasağı da dinlemedi, uluslararası basına röportaj verdi, Milli Güvenlik Konseyi’ne karşı gelmekten gene tutuklandı, Askeri Dil Okulu’nda tutuldu, iki ay yatırdılar, çıktı.
Çıkar çıkmaz gene uluslararası basına röportaj verdi, Milli Güvenlik Konseyi’ne karşı gelmekten gene tutuklandı, gene Ulucanlar cezaevi’ne tıkıldı, dört ay daha yatırıldı.

Deniz Baykal…
CHP’nin dördüncü genel başkanıydı.
12 Eylül darbesinde yasaklanan siyasiler arasında yeraldı.
Zincirbozan’a götürüldü.
Tabancalı suikast için tetikçi tuttular, kılpayı kurtuldu.
Dört trilyon liralık hisse senedi var, mal beyanında göstermedi dediler, iftira ve yalan çıktı, İsviçre’de gizli banka hesabı var, yedi milyon dolar yatırıldı dediler, iftira ve yalan çıktı, avukatlık yaparken mafya babasının aracılığıyla sanatçılardan rüşvet istedi dediler, iftira ve yalan çıktı, arazi aldı, imarı değişttirdi dediler, iftira ve yalan çıktı, Ergenekon hahamını TRT’ye çıkardılar, Deniz Baykal MİT ajanıdır, CHP’nin başına derin devlet tarafından geçirildi dedi, iftira ve yalan çıktı, süper lüks yat aldı dediler, iftira ve yalan çıktı, meclisteki odasında kadın gazeteciyi taciz etti dediler, iftira ve yalan çıktı.
En son, manevi suikaste uğradı.

Hikmet Çetin…
CHP’nin beşinci genel başkanıydı.
Asrın yalanı Ergenekon örgütünün sözde şemasında, Pkk’nın ve Asala’nın para kaynağı olarak gösterildi.
Asrın iftirası Balyoz’un sözde darbe planında, başbakan yardımcısı olacağı iddia edildi.

Altan Öymen…
CHP’nin altıncı genel başkanıydı.
12 Mart Muhtırası sonrasında, sıkıyönetim sırasında “terörist hava korsanı” olduğu iddiasıyla, uçak kaçırmaktan tutuklandı!
Nasıl yani derseniz… 1972 yılında Türkiye’de ilk kez uçak kaçırıldı. THY’nin Ankara-İstanbul seferini yapan Boğaziçi isimli uçağı, dört Türk eylemci tarafından silah zoruyla Sofya’ya götürüldü. Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idamlarının durdurulmasını talep ediyorlardı. Yolcular arasında İsmet İnönü’nün oğlu Ömer İnönü de vardı. Sofya’da 36 saat beklettiler, basın açıklamasını yaptılar, sonra yolcuları serbest bırakarak, teslim oldular.
Tam o sırada… Gazeteci Altan Öymen ve kendisi gibi namuslu gazeteci arkadaşları, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idamlarını önleyebilmek için imza topluyordu, 12 bin imza toplamışlardı, Altan Öymen bu imzaları TBMM’ye ve Cumhurbaşkanlığı’na götürerek bizzat elden teslim etmişti.
Şak… Altan Öymen’i tutukladılar.
Örgüt üyesi olmak ve uçak kaçırma eylemini planlamakla suçladılar.
Ellerini ve gözlerini bağlayarak emniyete getirdiler, sorguya kadar sekiz gün hücrede beklettiler.
O dönemin yalaka basınına yalan üstüne yalan haber yazdırdılar, Altan Öymen’in Esenboğa’da görevli bir yer hostesi ve bir kargo memuruyla uçak kaçırma eylemini organize ettiğini anlattılar.
Halbuki ne o isimde hostes, ne de o isimde kargo memuru vardı, hepsi uydurmaydı.
Uçak kaçırma bahaneydi, muhalif sesleri kesmeye çalışıyorlardı.
Neticede Altan Öymen’in suçsuzluğu kanıtlandı. Ama, bir türlü serbest bırakmıyorlardı. “Kamuoyuna uçak kaçırma suçuyla yakalandığınızı duyurduk, hemen bırakırsak olmaz, olay biraz unutulsun bırakırız” dediler! İki ay yatırdılar.
Tutuklanması birinci sayfalardan manşetlerle gümbür gümbür duyurulmuştu, serbest bırakılması iç sayfalarda tek sütunluk küçücük haberle duyuruldu.

Ve, Kemal Kılıçdaroğlu…
CHP’nin yedinci genel başkanı.
Akit celladı, Ulucanlar’dan idam sehpasının önünden televizyon yayını yaptı, CHP genel başkanı’nın asılmasını istediklerini söyledi.

CHP tarihi…
Emperyalizm maşası karşıdevrimcilerin suikast ve iftira tarihidir.

(Her şerde hayır vardır misali… Oturduğu koltuğun farkında olmayan mevcut CHP yönetiminin, Akit celladının idam çağrısıyla kendine geleceğini, bünyesine soktuğu abuk sabuk tiplerden kurtulup, kuruluş ayarlarına döneceğini umut ediyorum.)

Cellat bir kez daha göstermiştir ki…
CHP, Türkiye Cumhuriyeti’dir.

Yılmaz ÖZDİL

CEVAP VER