Ispanak

0
140

Sütsüz peynir var.

Etsiz sucuk var.

Arısız bal var.

Ticari glikozun içine biraz polen, biraz renklendirici ve esans ilave ediyorlar, bal diye satıyorlar.

Kenefte dondurma yapılıyor.

Baklavaya Antep fıstığı yerine ezilmiş bezelye koyuyorlar.

Kırmızı biberde kiremit tozu var.

Koyu siyah olsun diye zeytini ayakkabı boyasısıyla yıkıyorlar.

Beyaz görünsün diye bayat tavuğu klora batırıyorlar.

Küflenmiş peyniri jel ile harmanlayıp, taze kaşar diye kakalıyorlar.

Beyaz peynire kireç katıyorlar, parlak görünüyor.

Peynir dedim aklıma geldi… Köpek maması bile ambalajında satılıyor, kahvaltıda çocuklarımıza yedirdiğimiz peyniri, pazar tezgahında parmaklamayan kalmıyor!

Lahmacunda yağ külü var.

Kemik öğütüp salam yapıyorlar.

Sosis horoz ibiğinden.

Dönerde bağırsak var.

Tavuk dönerinde deri var.

Bizatihi elleri, kıyafetleri mikrop yuvası olan birbirinden cahil işçiler, kontrolsüz yemek fabrikalarının mutfağında yatıyor, kazanlar leş.

Türkiye Ziraatçılar Derneği tek tek ifşa etti, yoğurda domuz kemiğinden yapılan jelatin katılıyor, yüzde yüz dana eti diye satılan sucuklarda at ve eşek eti bulundu, sucuk-salam imalatında kullanılan sarımsak kireç suyunda soyuluyor, tereyağına patates karıştırılıyor, tulum peynirine nişasta koyuyorlar, sakatatı boyayıp hazır kıymaya katıyorlar, çikolatalarda şekerlemelerde hayvan yemi var, kuru üzüm daha dayanıklı olsun diye kurutulmadan mazota bulanıyor, zeytin çabuk kararsın diye zeytin havuzlarına paslı demir atılıyor, kaçak sigaralarda tütüne talaş ilave ediliyor.

Son kullanma tarihini aseton veya kolonyayla silip, indirim günlerinde promosyon olarak kakalayan marketler var.

İstanbul’da pastane basıldı, çöpten topladıkları bayat ekmekleri kurutarak un haline getirdikleri, pasta ve kurabiye yaptıkları, hatta başka pastanelere ucuz yollu sattıkları ortaya çıktı.

Kakaolu fındık kremasında kakao yerine keçiboynuzu var.

Kepekli-çavdar denilen ekmeklere kakaoyla renk veriliyor.

Çiğ süte, daha fazla peynir elde etmek için şeker gübresi konuluyor, sütün ekşimesini önlemek için hidrojen peroksit ve formaldehit koyuyorlar, ekşimiş sütün ekşiliğini almak için soda, kostik ve trisodyum sitrat koyuyolar, sütün öz yağı alınıyor, yağlı süt izlenimi versin diye margarin katılıyor.

Zeytinyağına kanola karıştırılıyor, eskiden ucuz diye ayçiçeği yağı karıştırılıyordu, şimdi daha ucuz diye kanola karıştırılıyor, yarın öbür gün kullanılmış motor yağı karıştırılırsa şaşma!

Anca sabun üretiminde kullanılan yüksek asitli yağlar, ısıl işlemden geçirilip natürel sızma zeytinyağı diye satılıyor.

Bitkisel baharatların içine kurutulmuş ot karıştırılıyor.

Tahini soyayla yapıyorlar.

Kaçak çayı domuz kanıyla renklendiriyorlar.

Tarım Bakanlığı denetim sonuçlarını açıkladı, İstanbul’da börek salonunda kol böreğinden at eti çıktı, Bursa’da pidecide eşek eti çıktı, Denizli’de pidecide bağırsak çıktı, Ankara’da dana köfte harcında tavuk ayağı çıktı, Kahramanmaraş’ta antep fıstığı ezmesinde boya çıktı, Afyon’da sucukçuda tükrük bezi çıktı, Niğde’de bitkisel doğal üründe ilaç çıktı, Hatay’da zeytinyağcıda tohum yağı çıktı.

“Helal gıda” ayaklarına yatmak için, dükkanlarına dini isimler veriyorlar… “Hacı” baba lokantasında eşek eti çıktı, “tekbir” lokantasındaki sucukta kanatlı eti çıktı, “hicret” lokantasının köftesinde at eti çıktı!

Aydın’da mübarek ramazan ayında sokak iftarlarının en büyük tedarikçisi olan yemek fabrikasında, domuz eti çıktı.

Yani şu kadarını söyleyeyim… Türkiye tarihi boyunca, Akp döneminde olduğu kadar çok domuz eti tüketilmemişti!

Üste para ödeyip, şarbonlu et ithal edilmedi mi?

Gıda sektöründe “merdivenaltı” tabir edilen, denetlenemeyen firma sayısı 350 binden fazla… Sahteci gıdada her yıl 12 milyar dolar dönüyor.

Normalde kanalizasyon inşaatı yapması bile sakıncalı olan tipler, yemek fabrikası kuruyor, kamu ihalesi kapıyor.

12 milyar dolardan pay almak için babasını bile doğrayıp kıymaya katacak karakterdeki tipler “catering” işi yapıyor!

Beri yandan…

2006 yılında çıkardığı kanunla, yerli tohumu yasaklayan, Türkiye’yi küresel tohum tekellerinin tarlası haline getiren, atadan kalma yerel tohumları satanlara para cezası, hapis cezası getiren kim?

Sayın hükümetimiz.

Türkiye’nin bütün tarımsal gelirini, yabancı tohum şirketlerinin, yabancı tarım ilacı şirketlerinin cebine koyan kim?

Sayın hükümetimiz.

Dünyanın en büyük tarım ihracatçılarından biri olan Fransa mesela… Neden acaba tarım bakanımıza şövalye liyakat nişanı verdi, sayın ahalimiz hiç merak ediyor mu?

Etmiyor.

(Alman ilaç devi Bayer, tohum ve tarım ilaçları üreten Amerikan devi Monsanto’yu 66 milyar dolara satın aldı. Böylece… Tohumu satan da, o tohumu böceklerden korumak için tarım ilacı satan da, o tarım ilacı yüzünden hastalanan insanlara ilacı satan da, aynı şirket oldu.)

Amerikalı bir çiftçi, yabani otlar için kullandığı tarım ilacı yüzünden lenf kanseri olduğunu belirterek, Monsanto şirketine dava açtı, haklı bulundu, 80 milyon dolar tazminat kazandı.

Hemen peşinden, Amerikalı bir bahçıvan, aynı tarım ilacı yüzünden lenf kanseri olduğunu belirterek, aynı şirkete dava açtı, haklı bulundu, 78 milyon dolar tazminat kazandı.

Hemen peşinden, Amerikalı emekli bir karı koca, bahçelerinde kullandıkları tarım ilacı yüzünden lenf kanseri olduklarını belirterek, aynı şirkete dava açtı, 55 milyon dolar tazminat kazandı.

Bunların hepsi son iki yıl içinde oldu.

Ve, aynı ilaç yüzünden aynı şirkete açılmış 13 bin 400 dava daha var.

Peki, bu ilaç Türkiye’de satılıyor mu?

Evet, şakır şakır satılıyor.

Memleket dingonun ahırına dönmüş vaziyette…

Suriye’den Irak’tan İran’dan sahte tarım ilacı giriyor.

Orijinal ilaç şişelerini toplayıp, yıkayıp, dandik ilaçla dolduruyorlar, içeriğinde ne olduğu belli değil, ucuz olduğu için kapış kapış gidiyor.

Sayın çiftçimiz sadece fiyatına bakıyor, gerisiyle ilgilenmiyor.

Kamyona yükleyip, köy köy dolaşarak satanlar var.

Yıllar önce yasaklanmış ilaçların sahtesi bile satılıyor.

Bunlarla ilaçlanan sebzeleri meyveleri yiyoruz.

Domatese pamuk ilacı atılıyor.

Bibere tütün ilacı atılıyor.

DDT güya 1987 yılından beri yasak ama, kullanılıyor.

Avrupa’nın kullanmaktan vazgeçtiği, artık elini bile sürmediği tarım ilaçları, bize kakalanıyor.

Türkiye’de şu anda kullanılan tarım ilaçlarının yüzde 75’i Avrupa Birliği’nde kullanılmıyor.

Türk çiftçisi, uyuşturucu bağımlısı gibi, tarım ilacına bağımlı hale getirildi.

Bazı ürünlerde, mesela pamukta, ilaç maliyeti mazot maliyetini geçti.

Sadece toprağı ve insanı zehirlemekle kalmıyor.

Meyve ağaçlarına atılan kontrolsüz tarım ilaçları yüzünden, Türkiye’de her yıl milyonlarca arı telef oluyor.

Kuşlar ölüyor.

ABD’de her yıl 72 milyon kuşun tarım ilacı yüzünden öldüğü tespit edildi, bizde istatistiği yok, umursayan zaten yok.

Rusya, Türkiye’den ithal edilen mandalinanın ülkeye girişini yasakladı, domatesi geri gönderdi, çileği geri gönderdi, üzümü ülkeye sokmadı, şeftalinin ve kayısının dağıtımını yasakladı.

Sık sık okuyoruz bu haberleri değil mi?

Sizce kime yediriyorlar bu geri gönderilen sebze meyveyi?

Bu yaşımıza geldik, bugüne kadar hiç nar’dan zehirlenen insan duymuş muyduk?

Geçen hafta tarihimizde ilk kez bir çocuğumuz nar’dan zehirlenip hayatını kaybetmedi mi?

Kanser arttı.

Kalp hastalıkları arttı.

Neredeyse şeker hastası olmayan kalmadı.

İddia ediyorum…

Gıda terörünün bu topraklarda öldürdüğü insan sayısı, Pkk’dan fazladır.

Dolayısıyla…

Ispanak yiyenler zehirleniyormuş filan, kafanıza takmayın.

Gdo’lu yumurtayı kırın üstüne, bi şeyciği kalmaz.

Yılmaz ÖZDİL

CEVAP VER