Laiklik İlkesi

0
836

Osmanlı hukuk sisteminde daha çok örfî esaslar geçerlidir. Kanuniden itibaren padişahlar kanunnameler yayınlamışlardır. Tanzimat döneminde de Ceza, ticaret kanunları yapıldığı gibi, mecelle de işlemeye başlamıştı. Meşrutiyetin başlarında Mithat Paşa fetva müessesesinin kaldırılması yönündeki önerisini cesaretle ortaya koyarken, “İçtihat Dergisi”nde yayınlanan bir yazı da, daha sonra Atatürk döneminde yapılacak yeniliklerin ilk kıvılcımlarını ortaya koymaktaydı.

Bu dergide mecellenin kaldırılması ya da yeniden düzenlenmesi, şer’i mahkemelerin kaldırılması ve nizâmi mahkemelerde yeni düzenlemelerin yapılması, Latin harflerinin kabulü, üfürükçülüğün kaldırılması, kadınların diledikleri gibi giyinebilmeleri, fesin kaldırılması, yerli malı kullanılması, padişahın bir tek karısının olması, tekke ve zaviyelerin kaldırılması, Avrupa medenî kanununun kabulü ile evlenme ve boşanma şartlarının değişmesi, birden fazla kadınla evliliğin yasaklanması, cübbe giymenin yalnız din mensuplarına tanınması, sarık sarmanın, cübbe giymenin, evliya ziyaretlerinin yasaklanması yer almaktaydı. Mustafa Kemal Atatürk’ün yukarıda belirtilen hususların hepsini zamanı geldiğinde uyguladığını biliyoruz.

Laiklik konusunda 1928’e kadar olan süre içersinde pek çok ilerleme olmuştur. 1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılması ile şeyhülislamlık da tarihe karışmıştır. Son şeyhülislam Medeni Mehmet Nuri Efendi bu tarihte görevinden istifa etmiştir.

3 Mart 1924’te, hem halifelik, hem de Şeriye ve Evkâf Vekâleti kaldırıldı. Aynı tarihte eğitimi birleştiren yasa çıkarıldı. Milli Eğitim Bakanı Vasıf Çınar, 11 Mart 1925’te medreselerin hepsinin kapatılması için emir verdi. Tevhid-i Efkâr Gazetesinin ve bazı softaların direnmesi, inkılâba gönül vermişleri ve Gaziyi yolundan çeviremedi. 1925 yılında tekke ve zaviyeler kapatılıp, tarikatlar yasaklanmış, türbedarlık vb. benzeri unvanlar kaldırılmıştı Ancak, 1950’de çıkarılan bir yasa ile tarihte büyük yere sahip olan Türk büyüklerine ait türbelerle, büyük sanat değeri olan türbelerin verilecek bir izinle açılması kararı kabul edildi.1925’te takvim, şapka-kılık-kıyafet, 1928’de harf inkılâplarıile laiklik konusunda önemli ilerlemeler kaydedildi.

10 Nisan 1928’de Teşkilât-ı Esâsiye Kânûnunda bazı değişiklikler yapılmış ve 1924 Teşkilât-ı Esâsiyesinde ikinci maddede yer alan “Türkiye Devletinin dini, din-i İslam’dır.” fıkrası ile yirmi altıncı maddedeki “Ahkâm-ı Şer’iyyenin Büyük Millet Meclisi tarafından yürütüleceğini” belirten cümle kaldırılmış, ayrıca, milletvekillerinin ve Cumhurbaşkanının yaptıkları yeminler de dini kurallar kapsamından çıkarılarak, bunların namus üzerine içilmesi kabul edilmiştir.

Lâiklik daha sonraki anayasalarda da, 1961 ve 1982’de de yer alır. Bunlara göre, lâikdevlette kişiler din ve vicdan, ibadet hürriyetlerine sahiptir. Bir din ya da mezhep mensubunun diğerlerine baskı yapmasını önlemek lâik devletin görevidir. Herkes dini inancını yerine getirecektir. Ancak, ibadetler, dinî ayin ve törenler kamu düzenini bozmayacak şekilde olacaktır. Din ve devlet işleri birbirinden ayrıdır. Dini kötüye kullanmak lâikliğe aykırıdır. Devletin siyasal yapısını, hükümet ve idarenin işleyişini düzenleyen kanun ve kuralları, dini prensipler değil, akıl, mantık, ihtiyaç ve hayatın gerekleri düzenler.

Eğitim kurumları ve eğitimin kapsamı dini kurallara göre düzenlenemez. Kimse devletin resmî olarak benimsediği bir din ya da mezhebi öğrenip, o yolda eğitime zorlanamaz. Batı ülkelerinde din görevlilerine ve ibadethânelere devletin yardımı olmaz iken, Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanlığı hizmetlerin görülmesi için bu görevi yükümlenmiştir. Eğer atamalar devlet tarafından olmaz ise ister istemez ortaya bir kaos çıkabilir. Bilgili din adamı bulmak, buna ücret ödemek özellikle köylere bırakılırsa zorluklar ortaya çıkabilir.

laiklik tanımı, açıklaması

Manevi değerler ile bilim arasında çelişki olacağını düşünmek yanlıştır. Bilim adamlarının söz sahibi olmaları,konuların akılla, bilimsel metotla, deneyle çözüme kavuşturulmasını dini fetvalarla sınırlamak çok büyük bir yanlışlıktı. Çağdaşlaşma her şeyden önce, çağdaş bilime dayalı bir medeniyeti gerçekleştirmektir. Bunun yolu da lâik devletten geçer.

DEVLETİN LÂİKLEŞTİRİLMESİ

1) Samsun’a çıkış. Amasya kararları, Erzurum, Sivas Kongreleri ile ulusun kendi kaderini kendisinin belirlemesi ilkesinin vurgulanması.
2) 23 Nisan 1920′de T.B.M.M.’nin açılması. “Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur.” ilkesinin kurtuluşun ve kuruluşun simgesi olması.
3) 20 Ocak 1921 Anayasasının kabulü.
4) 1 Kasım 1921 Saltanatın kaldırılması.
5) 29 Ekim 1 923 Cumhuriyetin ilânı.
6) 3 Mart 1924 Hilafetin kaldırılması.
7) 20 Nisan 1924 Anayasasının kabulü.
8) 10 Nisan 1928 Anayasadan Türkiye Devletinin “Dinî islâmdır.” hükmünün çıkarılması.
9) 5 Şubat 1937 Anayasada değişiklik yapılarak Türkiye Devletinin cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, lâik ve inkılâpçı olduğu hükmünün Anayasaya konması.

HUKUKUN LÂİKLEŞTİRİLMESİ

1) 8 Nisan 1924 Şer’î mahkemelerinin kaldırılması.
2) 30 Kasım 1925 Tekke ve Zaviyelerin kapatılması
3) 17 Şubat 1926 Türk Medeni Kanununun kabulü.
4) 22 Nisan 1926 Borçlar Kanununun hazırlanması.
5) 24 Kasım 1929 İcra, İflas Kanunlarının kabulü.
6) 15 Mayıs 1929 Deniz Ticaret Kanununun kabulü.
7) 5 Aralık 1934 Kadınlara Seçme ve Seçilme hakkının verilmesi.

EĞİTİMİN LAİKLEŞTİRİLMESİ

1) 3 Mart 1924 Tevhid-i Tedrisat (Öğrenimin Birleştirilmesi) Kanunu
2) 5 Kasım 1925 Ankara Hukuk Fakültesinin açılması.
3) 26 Aralık 1925 Uluslararası Takvim ve Saatin kabul edilmesi.
4) 24 Mayıs 1928 Lâtin rakamlarının kabulü.
5) 1 Kasım 1928 Lâtin alfabesinin kabulü.
6) 10 Haziran 1933 Maarif Teşkilatı Hakkındaki Kanun’un kabulü.
7) 1 Ağustos 1933 Üniversiteler Kanununun çıkarılması, Darülfûnun’un kaldırılması. İstanbul Üniversitesinin kurulması.

Kısaca Laiklik/ Özeti

Tanımı: “Kişi, toplum ve devlet yaşamına egemen olan kuralların tümünün akla ve bilimsel gerçeklere dayalı olması, bireylerin hiçbir baskı altında olmadan dinsel inanç ve ibadetlerinin gereğini yerine getirebilmesidir.

Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması” şeklinde özetlediğimiz lâiklik ilkesi, Türk Devriminin vazgeçilmez bir unsurudur. Demokratik olmanın da gereğidir. Atatürk’e göre din, insanların vicdanlarında yer alması gereken kutsal bir kavramdır. Bu düşünceden yola çıkan Gazi 31 Ocak 1923′de şu sözleri söylüyordu:

Bizim dinimiz en makul ve en tabii dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki, son din olmuştur. Bir dinin tabi olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması gereklidir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur.” Genç Türkiye Cumhuriyeti Devletinin sağlam temeller üzerine oturtulabilmesi için, ilk önce devletin kurum ve kuruluşlarının laikleştirilmesi gerekiyordu.

CEVAP VER

This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.