Marks’ın Kapitali’nden siyaset dersleri

0
770

Son günlerde işimiz gereği Marks’ın Kapital’in yeniden okumak durumunda kaldık. Çok da isabetli olmuş, çünkü bu sayede birçok konuya farklı yaklaşmamız gerektiğini anladık.

Son günlerde işimiz gereği Marks’ın Kapital’in yeniden okumak durumunda kaldık. Çok da isabetli olmuş, çünkü bu sayede birçok konuya farklı yaklaşmamız gerektiğini anladık. Bu sefer gündeme getirmek istediğimiz konu, “sermaye birikimi”nden hareketle Türkiye’nin geçmiş dönemine ait toplumsal, siyasi ve kültürel mirasın günümüzdeki önemine değinmek…

Marx’ın Kapital’de kullandığı kavramlar, her ne kadar iktisat teorisinin kavramlarıysa da yine de yapmak istediği şey kapitalist toplumu ve özellikle de uygarlığın mirasınıkavramayı derinleştirmektir. O, her olguya, kavrama ve fenomene diyalektik yöntemle yaklaşır. Hegel’den devraldığı diyalektikyöntemi, sadece düşüncenin (İdea), felsefenin ve zihinsel etkinliğin değil, aynı zamanda her türden olgu ve kavramın çözümlemesinin bir aracı olarak kullanır.

MARX, SERMAYE BİRİKİMİ DERKEN NEYİ KASTEDİYORDU

Örneğin O, “sermaye” derken, bunu salt “para” olarak düşünmez, “sermayeyi” uygarlığın bütün birikiminin (devlet, siyaset, kültür, hukuk, eğitim, bilim, üretim vs.) hasılatı olarak ele alır. Biz de bu yöntemden hareketle, bir bakıma Marx’ın mantığından hareketle günümüzün bazı çarpıklıklarına dikkat çekmeye çalışalım…

Örneğin Marx, sermaye birikimini incelerken pamuğun işlenerek, yani ona emek gücü üzerinden yeni bir değer katılarak ipliğe dönüştürüldüğünü ve böylece yeni bir ürün, yeni bir değer, yeni aşama, yeni kavram, kültürde yükselme ve zenginlik yaratıldığını belirtir.

İnsanoğlunun emek gücü ve özellikle de artı değer, sadece üretim sürecinde harcadığı enerjiyi yeniden üretmekle kalmaz, aynı zamanda uygarlığın maddi temeli olan ve geleceğe de zemin oluşturacak olan bütün zenginliği de yaratır. Yani emekçi, kullandığı makinelerin aşınma değerlerini, üzerinde çalıştığı toprağın rantını, bütün sömürücü sınıfların yaşamsal ihtiyacını ve gelecek kuşaklara kalacak olan birikimi de artı değer üzerinden yaratır.

TOPLUMA DEĞER KATMAYI NASIL ANLAMALI

Bunu da örneğin pamuğu işleyerek, ona yeni bir değer katarak yapar. “Yeni değer katmak” ne demektir? Emekçi, pamuğu pamuk olarak korumakla birlikte ondan kumaş yapılabilsin diye onu önce iplik haline getirir. Her yeni ürünün dokusunda, eski ürünün malzemesi bulunur; dokusunu ondan alır ama o artık yeni ve başka bir üründür. Yani artık, pamuk yok ama iplik vardır. Bu sayede hem yeni bir ürün üretilmiştir hem de yeni bir kavram ortaya çıkmıştır. Pamuğun yanı sıra artık,bir de iplik kavramı bulunmaktadır. Sonra, isteyen ipliğe yeni bir değer katarak onu kumaş haline getirebilir. Böylece hem yeni bir değer hem de yeni bir kavram daha ortaya çıkmış olur. Sonra yine isteyen kumaşa yeni bir değer katarak ondan bir hırka da yapabilir ki bu kez yine yeni bir ürün ve yeni bir kavram daha türetilmiş olur…

Görüldüğü gibi her ürün, yeni bir değerle birlikte yeni bir nitelik kazanmakta ve yeni bir amaca hizmet etmektedir. Pamuktan hırka yapamazsınız, ama onu eğirerek iplik haline getirebilirsiniz, sonra iplikten kumaş ve kumaştan da ceket yapabilirsiniz. Bunu yaparken herhangi bir işlem aşamasını da atlayamazsınız. Yani doğanın zorunluluklarını takip etmek zorundasınız. İplikten, ceket yapabilecek (şahsi örme işlemini değil, fakat fabrika üretimini kastettiğimiz düşünülmelidir) bir babayiğit henüz görülmemiştir. Ama kumaştan hırka yapabilen çok sayıda sıradan âdemoğlu vardır.

Kültür, tarih, siyaset, devlet, toplum ve hatta tek tek biz ölümlü şahıslar da böyle aşama aşama işlenerek ilerleyip, her aşamada yetkinleşerek “belirli bir amaca” uygun hale geliriz. Dolayısıyla Marx’ın “ürün” dediği her yere; kültürü, siyaseti, hukuku, toplumsal zemini yerleştirebilirsiniz. “Sermaye birikimi” dediği yere de, bütün bunların toplamından oluşan uygarlık birikimini koyabilirsiniz. Bu aşamaları kaydetmeden atlayabilen, mucize yaratmış olur ki işte o zaman ona “peygamber” gözüyle bakılır. Ama bahsettiğimiz konular ve insanlar bu dünyaya aittir.

Şimdi gelelim esas olaraksöylemek istediğimize…

GEÇMİŞİN BİRİKİMİ NEDEN ÖNEMLİ

Son yıllarda sıklıkla Atatürk, halkçılık, laiklik, sosyalizm, cumhuriyet, milli demokratik devrim, emperyalizm ve program tartışmalarına şahit oluyoruz.

Söyleyeceklerimiz; kendilerini sosyalist, Kemalist, ulusalcı ve halkçı görenleredir…

Sosyalistler, kurmak istedikleri sosyalist düzeni, ancak mevcut toplumsal koşullar zemininde ve ellerindeki üretim araçlarıyla (toplum, kültür, insan malzemesi vs.) kurabilirler. Tasavvur ettiğiniz düzeni henüz icat edilmemiş bir araçla (isterseniz siz buna Marx’ı takip ederek ürün deyin) kuramazsınız, çünkü her nesne, olgu, kavram vs. ancak elinizdeki mevcut araçlarla yaratılabilir. Eğer eskinin ötesine geçen yeni bir artı değer (sosyalist düzen veya hırka ürünü) yaratılmak isteniyorsa, o zaman sosyalistler ilk olarak, eski araç ve ürünlerin (bu durumda Atatürk, Cumhuriyet Devrimi ve birikimi) kıymetini bilmeli, onların korunmasını da sağlayan bir konumda yerini almalıdır;ikinci olarak, mevcut üretim sürecinde yeni üretim araçlarının (sosyalizm) icat edilmesine katkıda bulunmalıdırlar. Unutulmamalıdır ki ancak geçmiş ve mevcut toplumsal kurum ve ilişkileri koruyan, yani bunları kendi varlığının bir parçası haline getirebilenler, ondan ötesine sıçrayabilir ve yeni bir toplum yaratabilirler.

Örneğin pamuk işlenirse ipliğe, iplik işlenirse kumaşa, kumaş işlenirse hırkaya veya cekete dönüşebilir. Kumaşın hammaddesiolan pamuğu değiştiremezsiniz, çünkü o bir nevi sizin mevcut toplumunuzun ve vatanınızın hammaddesidir. İpliği ve kumaşı da değiştiremezsiniz, çünkü onlar sizin toprağınızın mahsulü ve işçilerinizin işlediği ürünlerdir ve toplumunuzun mevcut verili koşullarda yarattıkları değerlerdir.

Kısacası, Cumhuriyet Devrimi ve onun önderi Atatürk, bu ülkenin ürettiği pamuk ve iplikten o gün için muazzam bir kumaş elde edebilmişti. Bu değerler zemininden hareketle, onu koruyarak, benimseyerek, özümseyerek ve tabii ki onun üstüne yeni bir şeyler koyarak, bir bakıma ona yeni bir değer yükleyerek onu daha da ileri noktalara taşıyabiliriz.

Ancak…

Bütün bu süreçte üretilmiş olan kumaştan farklı bir “moda-ceket” yaratabilirsiniz.

Ama ürettiğiniz “yeni moda ceketin” kumaşındaki “size ait olan” pamuk ve iplik henüz aşılamamıştır, çünkü sizin toplumsal koşullarınız ancak bunların üretilmesini sağlayabiliyor. Pamuk bizim pamuğumuz, iplik ve kumaş bizim iplik ve kumaşımız, onu istediğimiz tarzda biçimlendirebiliriz. İpliği, kumaşı ve hırkayı yapacak olanlar bu ülkenin insan malzemesidir. Bu mevcut insan malzeme ise, yüzyıllar boyunca koruna koruna, özümsene özümsene, ama aşıla aşıla gelen bir malzemedir.

Bunu beğenmeyen, gider “elin” ceketini giyer.

Umarım anlaşılmıştır…

Not: Marx’ın geçmiş dönemin kültürel birikimine, düşünürlerin bıraktığı mirasa ve insan malzemesine nasıl baktığı konusunu ise onun somut bir davranışından ve bakış açısından hareketle ele alacağız…

Sadık Usta

Odatv.com

CEVAP VER