“Onlar Bir Gün Savcı Olacak”;Kalpaksız Kuvayı Milliyeci Uğur MUMCU

0
587

Mumcu şöyle yazmıştı ;

Onlar bir gün savcı olacak’

“İmam hatip okulları ne işe yarar? Bunlar imam hatip olmuyorlar. Yargıç, savcı oluyorlar, kaymakam oluyorlar. Yapılan bir araştırma kaymakam yetiştiren bölümlerdeki öğrencilerin yüzde 41’inin ilahiyat kökenli olduğunu gösterdi. 2000 yılına doğru baktığımızda vali ilahiyat fakültesi mezunu, emniyet müdürü İslam enstitüsü mezunu, kaymakam imam hatip mezunu olacak.”

Uğur MUMCU
…………………….

Ve Mumcu’nun söyledikleri gerçekleşti !!!
Şimdi onlar ;
Vali,kaymakam,savcı,yargıç,avukat,
Üst düzey bürokrat oldular !
Cemaat güçlendi.
Küreselci siyasetçi,
onlara oyun sahası hazırladı.
Son 10 senedir Ülkemizde yaşanan derin karmaşanın,
Türkiye’nin emperyalist işgale açılmasının,
Bağımsızlığımızın devredilmesinin,
Laik Cumhuriyet’in çelmelenmesinin,
TSK’nın boyunduruğa alımasının,
Ülkenin yoz karanlığa dönüşün ardında
Onlar var….

Sevgili Uğur Mumcu,
önlem alamadık ,
uyanmadık…

Önce sen,
Şimdi de Türkiye vuruldu …

……………………….

Naci KAPTAN

VURULDUK EY HALKIM UNUTMA BİZİ

Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık.
Babamız sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.
Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken
bizler bir mumun ışığında bitirirdik kitaplarımızı.
Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini,
yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya.
Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.

Vurulduk ey halkım, unutma bizi…

Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı.
İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez.
İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık.
Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık.
Yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu.
Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı.
Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma.
Bizleri yok etmek istediler hep.

Öldürüldük ey halkım unutma bizi…

Fidan gibi genç kızlardık.
Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı göz bebeklerimizden.
Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında,
işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik.
Direndik küçük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla.
Tükürülesi suratlarına karşı,
bahar çiçekleri gibi taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi.
Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden.

Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi…

Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti.
Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde
öldürüldük acımaksızın.
Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha.
Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına,
birer mezar taşı gibi savrulduk.
Vicdan sustu. Hukuk sustu, insanlık sustu.

Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi…

Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde.
Uydurma davalarla kapattılar hücrelere.
Hastaydık. yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki.
Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık.
Önce kolumuzu, omuz başından keserek,
yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık önlerine.
Sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.

Öldürüldük ey halkım, unutma bizi…

Giresun’daki köylüler, sizin için öldük.
Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük.
Doğudaki topraksız köylüler, sizin için öldük.
İstanbul’daki, Ankara’daki işçiler sizin için öldük.
Adana’da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.

Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi…

Bağımsızlık, Mustafa Kemal’den armağandı bize.
Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin
bağımsızlığı için kan döktük sokaklara.
Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler,
gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler.
Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.

Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi…

Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk;komunist dediler.
Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze.
Kurtuluş Savaşı’nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı
daha dik tutabilmekti bütün çabamız.
Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler.

Vurulduk ey halkım unutma bizi…

Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık.
Bir kadın eli değmemişti ellerimize.
Bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha.
Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla
çıkarıldık idam sehpalarına.
Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç.
Mezar toprağı gibi taptaze,
mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.

Asıldık ey halkım, unutma bizi…

Bizi öldürenler , bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar,
ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar.
Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı,
ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere.
Öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların
gözleri önünde öldürüldük.
Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına,
batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.

Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi…

Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi…
Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi.

Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi.,
hep birlikteyiz ey halkım, unutma bizi,
unutma bizi,
unutma bizi…
Uğur MUMCU

KALPAKSIZ KUVAYI MİLLİYECİ UĞUR MUMCU
HANGİ “DEMOKRASİ”NİN ŞEHİDİ?

Mustafa YILDIRIM

24 Ocak törenleri nerede olursa olsun Mumcu’nun başkaca bir yazısı, eylemi, devrimciliği yokmuşçasına aynı söz kalıpları arasına o söz sıkıştırılıyor: “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar var!” Söylenenlere, yazılanlara kulak veriyorsunuz; fikirden geçilmiyor; olaylar, dosyalar, tanıklar, kanıtlar bilgisi yok!

Mumcu’nun yazdıklarına bile bakmadan “Uğur Mumcu’nun İran’la bir alıp veremediği yoktu!” diyerek İran’ın, Türkiye’nin içinde bulunduğu ülkelerde İslamcı darbe için kurduğu al-Kudüs – Uluslararası İslam Ordusu’nun yetiştirdiği yerli teröristler unutturuluyor.Böylece ulus devletlere düşmanlığı, kanlı eylemleriyle apaçık ortada olan İran diktatörleri ve onların yerli kopyaları aklanıyor!

TÜRK AYDINLARI SAĞIRDI

İran diktatörlerinin “Sevgili kardeşleri” olan Türkiye yöneticileri de bu arada aklanıveriyor. Ne diyelim ki? Allah önce bilgi versin, sonra da akıl ve fikir!

Türkiye’de İranlı göçmenler,yabancı diplomatlar ardı ardına öldürülünce Uğur Mumcu, “Bütün bunlar, Türkiye’nin İran ajanlarınca eylem alanı olarak seçildiğini kanıtlıyor.” diye yazıyordu.

O yıllarda İran’da dünyaca ünlü yazarlar, şairler, sanatçılar, İran İslam devrimi Muhafızlarına (pasdaranlar) bağlı elemanlarca boğazları telle sıkılarak öldürülüyor; ölü bedenleri bir köşeye atılıyordu.

Türkiye’nin sanatçıları, yazarları, İranlı aydınların katledilişi karşısında sessiz kaldılar. Çünkü onlar soğuk savaşın bitişini özgürlük-demokrasi çığırtkanlığıyla kutluyorlardı ve emperyalizmin kendiliğinden ortadan kalktığı inancıyla sarhoştular.

Al-Kudüs Kuvvetleri – Uluslararası İslam Ordusu Türk aydınlara her kıydığında İstanbul’da yayınlanan bildirileri,ciddi bir örgütlülükle düzenlenen sözde başörtüsü eylemlerinde kaldırılan pankartları, Humeyni’nin kızının, Hocat-ül İslamların İstanbul’daki konferansları sırasında haykırılan sloganları da duymadılar.

Birkaçını anımsatalım:

Çetin Emeç öldürüldükten sonra Hizbullahi bildiri:
“Putçu Kemalist rejim… Lanet olsun tüm laik diktatörlüklere!”

Bahriye Üçok, Turan Dursun öldürüldükten kısa süre sonra:
“Müslümanların gecikmeden ortak bir cephe belirleyip harekete geçmeleri zaruridir. Müslümanlar laik terörü ancak böyle birlik ve ortak hareket stratejisiyle yenebileceklerini unutmamalıdır.”

Amerikalı elçilik teknisyeni Marwick Ankara’da öldürüldükten ve Mısırlı elçilik memuru bombayla ağır yaralandıktan sonra:
“Uluslararası Kudüs İslam Ordusuna katılmaya hazırız!”

MUSTAFA KEMAL’LE SORUNU OLAN İRAN’IN
UĞUR MUMCU İLE DE SORUNU VARDI!

Uğur Mumcu öldürülmeden bir yıl önce Hizbullahın övüldüğü toplantıda:
“Bir tağut olan Mustafa Kemal ve bir put olan Kemalizm… Ama bugün Şeyh Said’ler ayakta; bir değil binlerce sıkılmış yumruklar ve dillerinde bir şiar: Ölmedi Saidler! Kahrolsun Kemalistler!”

Uğur Mumcu öldürülmeden bir yıl önce:
“Türkiye’de İslamın onurunun nasıl savunulduğuma dost-düşman şahit olacak! Müslümanların yüzü gülüp tağutların ve laik saldırganların bahtı kararacaktır!”

İsrail elçilik görevlisinin öldürülmesinden önce ve sonra İran’ın Cumhuriye-i İslam gazetesi:
“Yine tekrarlıyoruz ki yakından tanıdığımız o Müslümanlar (suikastçılar) pek yakında siyonizme çok büyük darbe vuracak…”

“Bu olay Türkiye’nin laik yöneticileri için bir ibret dersi olmalıdır ta ki siyasi tercihlerinde halkın tercihine kayıtsız kalmasınlar.”

“Türkiye Müslüman halkı bu ihtar edici mesajı göndermekle laik rejime karşı sertlik yanlısı bir yol seçmiş ve bunu da çok hızlı bir tepkiyle göstermiştir.”

Al-Kudüs Kuvvetleri’nin yerli ameliyatçıları Uğur Mumcu öldürülmeden altı ay önce şunları yazıyor:
“Sömürgeci emperyalistler de gasıp Siyonistler de, faşist ve tağuti Kemalistler de pek yakında nasıl sarsıldıklarını göreceklerdir!

Yazsın tarih şimdi bunu:

Zillet altında yaşamaktansa öldürülmeyi yeğleyen İslam fedaileri gelmektedir.“Hizbullah kükrüyor/Amerika titriyor! Her gün aşura! Her yer Kerbela! Kahrolsun laik diktatörlük!”

MUMCU’YA SUİKASTTAN 4 HAFTA ÖNCE

Uğur Mumcu öldürülmeden 28 gün önce İstanbul’da, al-Kudüs Uluslararası İslam Ordusu yerli militanlarınca kaçırılan İranlı,Çınarcık’ta işkenceyle öldürüldü. İranlı diplomat kendileriyle görüşen yerli ameliyatçıya “Bize bağlı başka ekipler de var!” dedi.

Uğur Mumcu, İmam Hatiplilerin Harbokulu’na girmelerini sağlayacak yasa değişikliğine karşı sert bir yazı yayınladı; iki gün sonra da İran merkezli al- Kudüs Kuvvetleri’nce yetiştirilen yerli Hizbullahilerce öldürüldü.

KALPAKSIZ KUVAYI MİLLİYECİ UĞUR MUMCU

Uğur Mumcu cinayetinden 7 yıl sonra Gaffar Okkan Hizbullahilerce öldürüldü. Aradan yine yıllar geçti. Ahmedinejad İstanbul’da binlerce kişi tarafından “Sardar! Sardar!” çığlıklarıyla karşılandı.

Sardar, “Kumandan” ya da “Başkumandan” demektir. Türkiye vatandaşları Ahmedinejad’ı Başkumandan olarak bağırlarına bastılar.Sardar Ahmedinejad’ı kucaklayan Cumhurbaşkanı da Abdullah Cumhur Gül de
“Sevgili kardeşim Ahmedinejad” diyerek onu konuk etti.

Eski pasdaran Ahmed-i Nejad bağırlara basılırken Uğur Mumcu’nun katlinin “failleri bulunamadı” diyenler onu azınlık milliyetçileriyle bir tutuyor ve “Demokrasi Şehidi” olarak anıyorlar.

Uğur Mumcu’nun ‘Devrim Şehidi’ , ‘Cumhuriyet Şehidi’ bir “Kalpaksız Kuvayı Milliyeci” olduğu gerçeğini unutturmak isteyenler, bilerek ya da bilmeyerek hangi karanlık saflarda yer aldıklarını yakında göreceklerdir.

Mustafa Yıldırım’ın THE GENERAL
(s. 240-243) kitabından derlendi.

CEVAP VER