Bu önlemler işe yaramayacak

0
1032

İnsan, “ya ne yapıldığının farkında değiller ya da yapılanları doğru buluyorlar” diye düşünmeden edemiyor.
Dış kaynak bağımlısı olmuş ekonomimiz, artık AKP’nin ilk iktidar yıllarında ve 2008 krizi sonrasında olduğu gibi kolayca dış borca ulaşamıyor. Bunun, biri iç biri de dış iki nedeni var. Dış neden, aşırı finansallaşmaya dayanan küresel sömürü sisteminin, 2008 krizi sonrasında, Merkez Bankalarınca ortalığa saçılan onca paraya, insanları yeniden tüketmeye, şirketleri yeni yatırım ve satın almalara zorlama amaçlı negatif faiz uygulamalarına rağmen toparlanamıyor olması. İç neden ise, 36 yılı aşkın süredir kesintisiz uygulanan, Özal-Evren patentli, üretmeden tüketmeye, dış borçla yol-altyapı-konut yapmaya, yıkıp tekrar yapmaya ve dış kaynakla/borçla tüketerek büyümeye dayalı ekonomik politikalar.

Sistem toparlanamayınca riskler artıyor, dünya çapında kar peşinde koşan para, merkez ülke merkez bankalarınca uygulanan negatif faize karşın, bizim gibi göreli olarak yüksek faiz vermeyi vadeden ama riski yüksek (aldığı borçları döndürmekte zorlanma ihtimali görece yüksek) ülkelere gelmekten çekiniyor, ABD, AB hazine tahvilleri gibi güvenli limanlara dönmek zorunda kalıyor.

BİZİM GİBİ ÜLKELER AÇISINDAN BU YIKIM DEMEK

Bunun sonucunun bizim gibi, kendi ekonomisi kaynak (katma değer) yaratamayan, dünya piyasalarında sürekli talep edilen bir doğal zenginliğe (petrol, doğalgaz, vb.) sahip olmayan, dış kaynak bağımlısı olmuş ülkeler açısından yıkım demek olduğunu bilmem söylemeye gerek var mı?

Hal böyle olunca, ekonomi gemisini batmadan yüzdürmeye devam edebilmek için tek bir şans kalıyor. O da, dışarıdan bulamadığın kaynağı içeriden bulmak. Bulmanız da yetmiyor. Devamı olmayan bu kaynağı doğru kullanmanız, kısa vadede ekonominin çarklarını döndürmenin ötesinde, ekonomiyi, tekrar yeni kaynak ihtiyacına sokmayacak şekilde yeniden yapılandırmanız, katma değer ve kaynak yaratır hale getirmeniz gerekiyor.

İçeride kaynak yaratabilmenizin beş temel yolu var. Birincisi, kamuya ait varlıkları satmak, hakları, imtiyazları devretmek (içeride yeterli kaynak olmadığı için, küresel piyasalarda, yabancı “yatırımcılara”), kamu hizmet alanını daraltmak/piyasalaştırmak. İkincisi, vatandaşın cebine el atmak. Üçüncüsü, kamuya ait fonları amacı dışında kullanmak. Dördüncüsü, vergi affı, vb. yollarla, tahsilinde zorlanılan kamu alacaklarının (vergi, sosyal güvenlik pirimi, ceza, vb.), büyük kısmının tahsilatından vazgeçilerek, piyasadan para toplamaya çalışmak. Son olarak da kayıt dışı kaynakları kayıt altına almak.

DARBE GİRİŞİMİNİN ARDINDAN TÜM BU YOLLAR DENENDİ

Nitekim 15 temmuz ertesinde Hükümet tarafından alınan önlemleri, yapılan/yapılması planlanan düzenlemeleri dikkate aldığımızda bu beş yolun, beşinin de kullanılmaya çalışıldığını söylemek mümkün. Bu kapsamda, vergi affı ve varlık barışı ile tahsil edilemeyen alacaklar, büyük kısmından vazgeçilerek toplanmaya, yurtdışındaki kayıt dışı kaynaklar, soruşturmadan muaf bir şekilde yurtiçine getirtilmeye çalışılıyor . Ulusal Yatırım Fonu ile bu güne kadar özelleştirme kapsamı dışında tutulan tüm kamusal varlıkların (her türlü kamusal denetiminden azade bir şekilde) satışı mümkün hale getiriliyor. Çalışanların sosyal hakları amaçlı fonlar, yerli yabancı özel sektörün kullanımına açılıyor. Zorunlu hale getirilen Bireysel Emeklilik Sistemiyle, 45 yaş altı çalışanların cebine el atılarak, net gelirlerinin yaklaşık yüzde 5’ine, yüzde 70 küsuru yabancı şirketlerin elindeki sigorta şirketleri adına, uzun süreli olarak el konulması planlanıyor.

Eğer kaynaklar gerçekten de bağımsız bir ekonominin inşası için planlı bir şekilde kullanılacaksa, zorunlu BES dışında bu önlemler bir noktaya kadar kabul edilebilir şüphesiz ki. Bunun öyle olup olmadığını anlamak için ise alınan önlemlerin, yapılan hukuki düzenlemelerin detaylarına ve bu kaynakların nasıl kullanılacağına ilişkin hükümet kanadından gelen açıklamalara bakmak gerekiyor.

Bakıldığında görülen, toplanan kaynakların, sadece sözde değil özde de serbest piyasacı hükümetimizin ekonomik tercihiyle uyumlu bir şekilde, destek/ teşvik/vb. ad altında yerli yabancı özel şirketlerin kullanımına tahsis edileceği. Tüm kamu mallarının, Özelleştirme İdaresi tarafından satılabileceği. Sözüm ona özel sektör tarafından gerçekleştirilmek üzere yap-işlet-devret modeliyle ihale edilmiş, 3. Köprü, 3. Havaalanı, bölge hastaneleri, nükleer santral gibi, uluslararası mali piyasalardan kredilendirilme imkanı olmayan, hükümetin mega projelerinin finansman gereksiniminin karşılanacağı, bu ihaleleri alan özel sektör şirketlerinin kamu kaynaklarıyla kurtarılıp, destekleneceği.

Bu açıdan bakıldığında, söz konusu harcama biçiminin, kısa vadede ekonominin çarklarını döndürmenin ötesinde, ekonominin, tekrar yeni kaynak ihtiyacı duymayacak şekilde (maalesef bu kaynakların devamı yok) yeniden yapılandırılmasına, katma değer ve kaynak yaratır hale getirilmesine, siyaseten bağımsız olabilmek için olmazsa olmaz bağımsız ekonominin inşasına katkı sağlayacağını söylemek mümkün değil. Kısa vadede not indiriminden korur mu? Bize göre onun da garantisi yok.

ÖNLEMLER BEKLENEN ETKİYİ SAĞLAMAYACAK

Daha açık ifade edersek, ekonomideki kırılganlıkları aşmak, dış kaynak/borç bağımlılığından kurtulmak amacıyla, iç tasarrufları artırmak amacıyla alındığı söylenen önlemlerin, yapılan hukuki düzenlemelerin beklenen etkiyi sağlamayacağını, eldeki kaynakların da israfı sonucunu doğuracağı kanısındayım. Tam tersi olarak, çalışanların elde edilmiş sosyal haklarının çarçur olmasına neden olacağını, iktidar için günü kurtarma, gündemdeki siyasal projeler için zaman kazanma fırsatı yaratma dışında, toplumun geneli için kalıcı bir yarar sağlamayacağını, tam tersi olarak kalıcı zararlara neden olabileceğini söylemek de mümkün.

Muhalefetin (meclis içi/dışı) bu düzenlemeler konusunda ne düşündüğü konusundaki bilgimiz ise, meclis görüşmelerinden medyaya yansıyan, birkaç milletvekilinin konuşmasından ibaret. İnsan, “ya ne yapıldığının farkında değiller ya da yapılanları doğru buluyorlar” diye düşünmeden edemiyor.

Ahmet Müfit

Odatv.com

 

 

CEVAP VER