Selahattin Bey de Başkanlıktan memnun!

0
689
“Aslında yaşananlar en baştan beri emperyal güçlerin Türkiye’nin laik ve üniter yapısını baştan aşağı yok edecek olan Başkanlık Sistemini herhangi bir direniş olmaksızın neticelendirme çabasının bir tezahürüydü.”

Çağlar Ezikoğlu

Bu platformda defalarca kaleme almıştım referandum öncesi siyasi aktörlerin kafasında planladıklarını. Defaatle tekrarlamıştım, Fethullahçılardan Kürt siyasi hareketine; YAE’ci liberallerden CHP içindeki düzen temsilcisi siyasetçilere, AKP içindeki Gülcü-Davutoğlucu tayfadan MHP içindeki iktidar sevdalısı yönetim kliğine kadar siyasi arenada yer alan bütün aktörlerin esasında ‘Evet’ sonucunu istedikleri ve toplum nezdinde de buna yönelik çalıştıklarını öngörmüştüm. Tabi bu öngörüleri yapmanın karşılığında, Fethullahçı-Kürtçü ve liberallerin esareti altına girmiş ‘muhalif’ olarak adlandırılan medya bloğunun ağır eleştirileri ve onların müritlerinin hakaretlerine maruz kaldım defalarca. Hoş bünye buna alıştı, bu ikiyüzlülerin gerçek yüzlerini suratlarına vurdukça gözüken çırpınışlarını izlemek de bir hayli keyif verici. İşte bu ikiyüzlülüğün bir benzerini bugünlerde yine görmekteyiz. Referandum günü YSK’nın almış olduğu hukuk dışı karar yukarıda bahsetmiş olduğum aktörlerin neredeyse tamamı tarafından bir güzel meşrulaştırılmış, laik ve Atatürkçü Cumhuriyet’in temeline dinamit koyan Başkanlık Sistemi bu aktörlerce legalize edilerek 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kim aday olacak tartışmaları utanmadan ve sıkılmadan kamuoyunda dillendirilmiştir.

Aslında yaşananlar en baştan beri emperyal güçlerin Türkiye’nin laik ve üniter yapısını baştan aşağı yok edecek olan Başkanlık Sistemini herhangi bir direniş olmaksızın neticelendirme çabasının bir tezahürüydü. CHP Genel Başkanı Kemal Bey’in, hem hukuka aykırı karar veren YSK’ya hem de Başkanlık Sistemi’ni getiren AKP’ye olan tepkileri had safhadayken ve bu tepkiler 2.Gezi’nin neredeyse öncülü haline gelmişken, kameralara çıkıp o kitleyi yatıştıracak biçimde konuşup, ‘soru yok’ arkadaşlar diyerek Şener Şen koşuşu ile kaçması ilk işaretti. Devamında 7 Haziran sonrası afallayan AKP iktidarının kurtarıcısı gibi Antalya semalarından bir hızla koşarak gelip Tayyip Erdoğan ile görüşen Deniz Baykal’ın konuşmalarını takip ettik günlerdir. Deniz Bey, her fırsatta ‘futbol maçı’ metaforunu kullanıp maçın ikinci yarısının 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oynanacağından bahsedip, açık ofsayttan atılan golü meşrulaştırdı önce. Daha sonra ise, bu seçimler için aday arayışına girdi ve eski Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanlığı yaptığı süre boyunca jet hızıyla kanun onaylaması sebebiyle adı muhalif çevrelerce ‘Çankaya Noteri’ne çıkan Abdullah Gül adını zikretti.

Peki ya diğer aktörler? Onların da rotası aslında çok farklı değil. Örneğin Fethullahçı örgütün en önemli 2 yöneticisi olan, tetikçi komiser Emrullah Uslu ve kumpasçı Tuncay Opçin sahne aldı. Önce tetikçi Emrullah Uslu, Cemaatin yaşanan gelişmeler karşısında siyasi bir parti kuracağını ve bunun için de Abdullah gül Ahmet Davutoğlu ve Bülent Arınç ile görüşmeler olmuş olabileceğini iddia etti. Akabinde kumpasçı Tuncay Opçin 4 Mayıs tarihinde sosyal medya hesabında; ‘Öyle ya da böyle, Abdullah Gül bir şekilde devletin bekası için devreye girecek. Kiminle, nasıl ittifak yaptığı önemli değil’ açıklamasında bulundu. Görüldüğü gibi referandum süresi boyunca fazla ortalarda gözükmeyen Fethullahçı örgütün bu tetikçilerinin de derdi elbette laik Cumhuriyet’in yıkılışı değil. Aksine o hedef zaten bu tetikçilerin yıllardır amaçladıkları ve bu sebeple şimdiden düşündükleri Erdoğan sonrası o koltuğa oturacak olan kişi.

Peki ya Kürt siyasi hareketi? Erdoğan’ı Başkan yaptırtan oy geçişinin HDP’den kayan %2’lik bir Kürt oyu olduğunu görmüştük 16 Nisan’dan sonra. Referandum süresi boyunca aktif bir kampanya yürütmeyen ve özellikle referandumun son günlerinde CHP’nin kampanyası üzerinden Kemalizm eleştirilerinin dozajını arttıran HDP’nin referandum sonrası tepkisi de merakla bekleniyordu. Sahi ya muhalif basında bununla ilgili bir yazı, bir haber okudunuz mu? Ya da doğrudan sorayım liberal-kürtçü cenahın işgali altındaki o muhalif basında dün HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın referandum değerlendirmesi vardı hiç rastladınız mı? Deniz Baykal ve türevi aktörler aday ararken, onlara ‘referandumu meşrulaştırıyorsunuz’ diye saldıran (ki gayet doğru bir tespit) YAE’ci liberaller acaba Demirtaş’ın referandumu ile ilgili ne yazdılar? Bütün bu soruların cevabı oldukça basit; boş küme. Nedeni ise, açıklamanın kendisinde.[1]

16 Nisan’da gerçekleşen referandum sonrasında barış ve özgürlük umudunun güçlendiğini görmekten sevinç duyuyorum. Ancak toplumun EVETÇİLER ve HAYIRCILAR olarak iki ayrı kamp şeklinde değerlendirilmesini yanlış ve tehlikeli görüyorum. Hele hele EVET diyen seçmen kitlesinin demokrasi karşıtı ya da demokrasi düşmanı olarak ifade edilmesi siyasi körlükten ve halkı aşağılamaktan başka bir şey değildir. HAYIR diyenlerin de EVET diyenlerin de önemli bir kısmı demokrasiye ve özgürlüklere hasret kalmış halkın bizatihi kendisidir. Bu nedenle demokrasi bloğunu sadece HAYIRCILAR olarak ifade etmek, toplumun geri kalan yarısını haksızca itham etmektir. Herkes bilmeli ki, demokrasi ortak paydasında önümüzdeki dönem yeni ittifak olasılıkları şekillenebilir. Siyaset kurumu buna açık olmak zorundadır…Bu vesileyle, bizler demokratikleşmeye ve temel özgürlük ilkelerine, toplumsal barış perspektifine sahip olabilecek çalışmalara açık olacağız. Bu çalışmalar EVET içinden de HAYIR içinden de olabilir.

Görüldüğü gibi Selahattin Bey, referandum sonuçlarından gayet memnun. Bu açıklamada getirilen Başkanlık Sistemi’ne bir eleştiri söz konusu mu? Hayır. Referandum süresince yapılan ihlaller ve YSK’nın almış olduğu hukuk dışı karara karşı en ufak bir eleştiri var mı? Hayır. Evet oyu vermiş olanların Hayır oyu verenlere karşı geliştirdiği sistematik baskı ve saldırılara yönelik herhangi bir eleştiriyi okudunuz mu? Hayır. Tasarının kendisi bizatihi anti-demokratik öğelerle ortaya çıkmışken, HDP’nin ‘EVET’ oyu içerisinden bir ittifak girişimi devşirme çabası söz konusu mu? EVET.

Ama ne oldu, nasıl ki bu ülkede İmralı Notları yayınlandı, AKP ile HDP arasındaki o rezil pazarlıkları bu ülkenin ulusal basınında yazma cesareti gösterecek bir Allah’ın kulu çıkmadı, işte Demirtaş’ın Başkanlık Sistemi ve hukuksuzluklarla dolu referandum sürecini meşrulaştırma çabasını ve ittifak arayışlarını içeren bu mesajını da bir Allah’ın kulu eleştiremedi. Bu durum en hafif ifadeyle iki yüzlülüktür. Baykal ve türevi düzen içi aktörleri Başkanlığı/referandumu meşrulaştırıyor diye yerin dibine sokup, Demirtaş’a tek bir laf edemeyenlerin Recep Tayyip Erdoğan’dan bir farkı var mı, bu sorunun cevabını da siz değerli okuyuculara bırakıyorum.

Çağlar Ezikoğlu

Aberystwyth Üniversitesi, Uluslararası Siyaset Departmanı, Araştırma Görevlisi ve Doktora Adayı

[1] http://www.abcgazetesi.com/demirtastan-referandum-aciklamasi-52475h.htm